Birazdan okuyacağınız inceleme her ne kadar Battle Angel Alita adlı manga için yazılmış olsa dahi esasında orijinal adı ile Gunnm (Gun-Dream) olan bu eserin kurgusal niteliklerinin izahı ve manga okuyan veya hiç okumayan fantastik bilim kurgu ilgililerine tanıtmak amacıyla yazılmamıştır. Yoğun miktarda spoiler içermektedir ancak hikayenin okunuşuna bir zarar vereceğini düşündüğüm spoilerları elekten geçirmiş durumdayım.
Bu şekilde söylememin sebebi, serinin ve yan ürünlerinin gerçekten sıkı olduğunu düşündüğüm bir takipçisi olmamdandır ve objektif bir bilgilendirme yapmak adına oldukça uzakta sayılırım. Büyük olasılıkla tüm incelemeyi okumayı bitirdiğinizde bu vahşi, siber punk, uzay operasının ayrıntılarını birinci elden tatmak isteyeceksiniz. Bunu yapmanıza ancak ve ancak iki şey mani olabilir; genel bir ilgisizlik veya ön yargı.
Battle Angel Alita (BAA) adlı Japon çizgi roman serisinin arka planı ile ilgili bir genel mercek tutarak başlayalım. Manga bundan önce kayda değer bir eser vermemiş olan 1967 doğumlu Yukito Kishiro adlı mangakanın elinden çıkmıştır ve 1990 yılında ilk tankobonu (manga kitap cildi) basılmıştır. Manga seinen türündedir. Seinenlerin genel olarak içerdiği olgun erkek tüketici kitlesine yönelik şiddet, bağımlılık unsurları, idealler ve fikirlerin kurgulanması, silahlar ve ölümüne yapılan kavga unsurlarının hepsini içermektedir. Öyle ki mangaka Kinshiro dövüş sanatları üzerinde bir uzmandır ve manga da kullanılan tekniklerin adları (space karate gibi) ve yöntemleri ne kadar uçuk olurlarsa olsunlar fiziksel (plasmanın dövüş sanatlarında silah olarak kullanımı) kanunlar ışığı altında mümkündürler. Alita için tasarlanan yepyeni ve momentumun sadece kütle merkezinde değil tüm beden de korunumuna dayanan Panzer Kunst tekniği beni büyülemiştir. Öte yandan ismimin almanca olmasının sebebinin neye dayandığını bilmek ancak ve ancak hikayenin okuyucularının nail olacağı bir bilgi olacak.
BAA bir post apokaliptik siber punk hikâyesidir. Yani yüksek teknolojinin düşük yaşam koşullarında yer ettiği bir sistem üzerine oturtulmuştur. Yarı insan yarı robot karakterler iki kısımdan oluşan BAA’nın birkaçı dışında her cildinde bolca yer sahibidirler. Manga Japonya da Gunnm adı ile bilinmektedir ve hikâyenin ana karakteri Gally USA yayınlarında ismi Alita olarak değiştirilerek serinin adı da Battle Angel Alita yani Savaş Meleği Alita halini almıştır. Manganın yayınlanış süreci boyunca birkaç defa hayranlarının Gunnm’u örnek göstererek yaptıkları şiddet gösterilerini haklı göstermeye çalışmış olmaları gibi bir gerçek söz konusudur. Bunu her ne kadar çocukça bulsam dahi BAA çocuklar için yazılıp çizilmiş bir çizgi roman değildir.
Serinin iki bölümden oluşan ve manganın ilk kısmının ilk ciltlerini üstün körü kapsayan bir anime uyarlaması bulunmaktadır. Ayrıca Gunnm: Martian Memory adında 1995 çıktılı bir playstation oyunu mevcuttur.
BAA daha önce de belirttiğim üzere iki kısımdan oluşmaktadır. 1990 da başlamış ve 2000 sonlarında bitmiş olan Battle Angel Alita ve bu 9 ciltlik serinin son cildinin hikâyenin sonuçlanışını işleyen kısımları tamamen yok sayan ve Alita’nın Dr. Desty Nova tarafından yenilgiye uğratıldığı kısımdan alarak hiçbir şey olmamış gibi devam eden ve günümüzde halen yeni ciltleri yayınlanmaya devam eden Battle Angel Alita: Last Order.
Battle Angel Alita: Vol 1-9
Yakın gelecekte dünya ikiye ayrılmıştır. Sadece iki bölgeden oluşan bu diyarda Hurdalık ve Salem (USA basımında Tiphares) insanların mutlu olmasalar bile düzen içinde yaşadıkları bir mutual ilişki içindedirler. Salem Hurdalık üzerinde havada asılı halde durmaktadır ve Hurdalık ile geri kalan tüm yüzey üzerinde tartışılmaz hâkimiyeti söz konusudur. Hurdalıktan kimse Salem’in neden havada asılı durduğunu veya emirlerine uyulması gerektiğini bilmemektedir ancak kurallara karşı gelenlerin sonu hiçbir zaman hoş sonlanmaz.
Hurdalıkta kimse uçan bir taşıt inşa edemez, Salem’e çağrılmadıkça çıkamaz ki yaşayan kimse böyle bir olayın bir kere dahi yaşandığını anımsamamaktadır ve son olarak Hurdalık sakinleri, Salem’e doğru çıkan 12 dev tüp ile süzülen şehri beslemek zorundadır.
Hikaye İdo adında salemli bir siber doktoru görmemiz ile başlar. Hurdalıkta yaşamaktadır ve olağan araştırma gezintisi sırasında onca metal ve süprüntünün arasında bir cyborg kafası bulur. Mucizevi biçimde kafa, yani içindeki beyin, canlıdır. Uyandığında hiçbir anısı yoktur ve İdo ona verdiği adı yavaşça seslendirir, “Alita”.
Alita önce yavaşça hayatı yeni baştan öğrenir. Alita başlangıçta adeta küçük bir kız gibidir, gerçek bir melektir ve kötü düşünmek nedir hakikatten en ufak fikri yoktur. Ancak Hurdalığın zor yaşam koşulları ve gerçekler yavaşça üzerine gelmeye başladıklarında Alita’nın gerçek yüzü parçalar halinde ona geri dönmeye başlar.
İdo’nun bu noktada Alita ile olan ilişkisinin adını okur olarak koymak gerçekten çok güç. Doktorun yeniden yarattığı bu kıza âşık olduğunu iddia edebiliriz ancak yeri geliyor ona aşığı gibi değil ama kızı gibi davranıyor. Nihayetinde önemli olan onu gerçekten çok sevdiğidir. Doktor her ne kadar istemese bile Alita içgüdülerine kulak vermekte gecikmez ve aynı doktorun geceleri büründüğü gizli kimliği gibi o da bir kelle avcısı olarak resmi kayıt yaptırır.
Salem şehrine giden boru hatlarından bahsetmiştim. Bu boruların her birinin başlangıç noktasında bir fabrika bulunmaktadır. Hurdalığın belli kesimlerinde fabrikaların halk tarafından uğranabilecek giriş noktaları vardır. Fabrikalar bir nevi devlet organı görevi görmekteler. Hurdalıkta herhangi bir başka resmi kuruluş bulunmadığı için fabrika isteyen herkese kelle avcılığı hakkı verebilmektedir ve bu kişiler polis görevi görürler. Fabrikaların temel görevi her ne kadar Salem’e gerekli olan ekipman ve besinleri göndermek olsa da Salem de üretilen teknolojinin bir kısmı bu noktalarda halk tarafından edinilebilmektedir.
Alita’nın ilk aşkı ve bunun kurgudaki yeri beni her zaman etkilemiştir. Hugo adlı bir tamirci oğlana âşık olan Alita onun gerçek yüzünü görememiştir. Esasında Hugo Salem’e çıkmak isteyen ve bu uğurda her yola başvurarak para edinen bir hırsızdır. Ancak BAA da görülen genel bir iyi kötü olmadığı için okurun ona yafta vurması çok güç oluyor. Her şeyin yapılmasında bir sebep var.
Serideki Alita’nın baş düşmanı olarak niteleyebileceğim gerçek kişi yine İdo gibi Salem’den gelmiş (veya daha sonra öğrenileceği gibi atılmış) olan dahi Doktor Desty Nova’dır. Desty Nova özetlemek gerekirse bir nano teknoloji dehasıdır ve evrendeki gerçek karşı konulmaz gücün karma olduğuna inanır. Eğer biri hayali için ne kadar iğrenç olursa olsun her şeyi yapmaya hazırsa Nova ona arzuladığını karşılıksız olarak verir.
Nova tarafından düzenlenmiş Zapan adlı nano teknolojik cyborg canavar Alita’nın ilk gerçek çaresiz ve ölümüne dövüşüdür. Kavganın sonunda Alita pek çok Salem yasasına karşı geldiği için her ne kadar tüm Hurdalığı ve Salem fabrikalarını kurtarmış olsa dahi idama mahkum edilir. Ancak bu aşamada ona bir salem kuruluşu tarafından yardım eli uzatılır.
Durum şu ki Nova salemli bilim adamları tarafından geri istenmektedir. Ancak bu işin altından kalkabilecek bir aracıya, elçiye veya daha isabetli olması gerekirse “avcıya” ihtiyaçları vardır. Ona yeni bir beden ve hayatı karşılığında tasma önerirler. Bence bu kısımlar okurken tüketicinin yazarın ne anlatmak istediğini şaşmaz biçimde kavrayabilmesi ve Alita ile mükemmel bir empati köprüsü kurabilmesi gerekmekte. Eğer Alita’yı sevemezseniz büyük olasılıkla Gunnm’dan nefret edersiniz. Bu açıdan serinin izlediği yolu Serial Experiments Lain de Lain’e karşı okurun/izleyicinin karşılıksız bir sevgi beslemesinin gerekliliğine benzetebilirim.
Manganın tüm iki kısmı için de geçerli olan bir mantık ilk bu noktada baş gösterir, ne pahasına olursa olsun hayatta kal. Alita pek çok noktada buna benzer seçimler yaparken buluyor kendisini. Hatta bazı zamanlar hayata devam etmekte bir sebep bulmakta güçlük çektiğinde bile karşı koyulmaz bir devam etme ve hayatta kalma güdüsü duyumsuyor. Nova’nın da dediği gibi, Alita karma fırtınasının tam ortasındadır.
İlk serinin ilk yarısının büyük kısmı Zapan vakasından önce Motor Ball adlı ileri gelecek yarış ve gladyatör tipi şov ile geçer. Alita Salem için çalışmaya başlamadan önce burada kendisini bulur. Öğrendiği üzere tekniği panzer kunstu ne kadar çok kullanırsa geçmişte olan anılarına o kadar çok yaklaşmaktadır. Güncel haberlere göre Avatar adlı filmin yönetmeni James Cameron yakın gelecekte Alita adında ve sadece bu dönemi kapsayan bir film yapacak.
BAA’nın ilk serisi ile ilgili üç önemli nokta bulunmaktadır. İkinci seride de önemli bir yere sahip olan Desty Nova’nın psikometri yeteneği sahibi oğlu Kaos ve yaptıkları bunun başında gelir. Kaos babasının yolundan gitmeyi reddederek (ancak farkına varmadan buna devam ederek) tüm hurdalığa hitap eden bir radyo kanalı spikeridir. Yeteneği dokunduğu canlı veya cansız tüm nesnelerin geçmişlerini an içinde öğrenmesidir. Bu sayede, örneğin keman çalmak ve klasik müzik bilgisine sahip olmak gibi, yok olmuş sanatları geri arşivleyebilmekte ve öğrenebilmektedir. Kaos kırılgan mizaçta iyi bir adamdır ancak karanlık bir tarafı da yok değildir. Kaos’un Alita’nın savaşma ve hayata devam etmedeki üstün güdüsünü örnek alarak hayallerinin peşinden gitmesi kayda değerdir.
İkinci önemli nokta Salem’in bilim adamları tarafından üretilen Alita replikalarıdırlar. Alita farkında bile değilken onun yaptığı her hareket, düşünceleri ve kullandığı dövüş sanatı panzer kunst tekniği incelenmiştir. Alita aynı kendisine benzeyen bu seri imalat makinelerden üstün değildir ve onlardan birisi ile ilk karşılaşmasında Salem şehrinden ona yardımcı olmaya karar veren bilgisayar operatorü Lou olmasa hayatını az daha kaybedecektir.
Üçüncü önemli nokta sanırım Alita’nın gerçek aşkı diyebileceğim Figure olmalı. Figure deniz kıyısından gelmiş saf et, insan, paralı askerdir. İşini para için değil de macera için yapan deli dolu tiplerdendir. Alita Salem için ilk çalışmaya başladığında neredeyse tamamen yok olmuş ruhunu geri toparlayan kişi olmuştur. İkinci seri de birkaç flashback dışında Figure’un yeri olmasa bile Alita’nın onu asla unutmadığını söylemek yanlış olmaz.
Bu dokuz cildin sonlarına doğru Alita Desty Nova ile yüzleşir. Desty Nova Alita’nın zihnini tam anlamı ile hacklemeye çalışır. Hatta başarılı olur da. Oğlu Kaos Alita’nın yardımına gelmese her şey daha farklı olabilirdi ancak bu son yüzleşme Alita’nın zaferi ile sonlanır. Ancak her şey bu kadar temiz gitmez.
Bu noktadan sonra seri iki yola ayrılmaktadır. Kimileri 9 ciltlik serinin ilk yazılmış olan sonunu beğenmezler ancak ben bu sonu rahatlatıcı ve huzurlu bulurum. Ne var ki yazar bu sonu bizzat doğru bulmamıştır ve Last Order serisine Alita’nın zaferinden sonra nanoteknoloji sayesinde tüm bedeninin backupını alan Desty Nova’nın sürpriz saldırısı ile devam eder. Alita tamamen parçalar ayrılmıştır ancak Nova onu yok etmek istemez ve yeni baştan yaratır.
Battle Angel Alita: Last Order
Bana kalırsa asıl hikaye burada başlar. İlk dokuz cilt bize Alita’nın düşünce yapısını ve kurgunun temel hatlarını göstermiştir ancak bu sadece bir yanılgıdır. Okur, havada asılı duran Salem ve göklere uzanan kökü hakkında daha önce hiçbir bilgiye sahip değildir. Hurdalığın geçmişi de bir sırdan ibarettir. Ancak Last Order’ın ilk cildi ile bu suallerin pek çoğu cevap bulur.
Alita yeni baştan yaratıldığında Nova’ya öfkelidir, neden yok olmasına izin vermediğini öğrenmek ister. Ancak durum şu ki uyandığında Nova kendi asistanı tarafından öldürülmüştür ve tüm Salem şehri bir yıkım içindedir. Alita Salem de olduğunu fark ettiğinde Hugo’nun hayalini anımsar ve hüzünlenir. Bu kısmı ben de çok iyi anımsıyorum çünkü ben de hüzünlendim.
Şehir delirmiş sakinlerinin yıkımına uğraşmıştır. Tüm bunlar son bir hafta içinde Alita’nın yeniden yaratım işlemi sırasında gerçekleşmiştir. Yetişkinler çocukları öldürmektedirler çünkü Desty Nova Salem’in korkunç sırrını halka söylemiştir. Siz potansiyel okurlara Salem’in korkunç sırrını söyleyemem, bunu kendiniz bulmalısınız. Ancak şu kadarını söyleyebilirim ki tüm bir uygar ileri teknoloji toplumun yetişkinlerini tamamen delirtmeye yetecek bir sırdır. Last Order’ın ilk cildini okurken ilk düşündüğüm şey Alita’nın ne kadar değişime uğradığıydı.
Dudakları etlenmiş, gözleri daha anlamlı bakar olmuş ve bedeni feminen olmak ile maço bir güç gösterisinin arasında kalmış durumdaydı. 10 yılın ardından hem eski çocuksu ama güçlü, orijinal Alita’nın tamamen yok olmadığını ve daha güncel karakter tasarımlarına ayak uydurulduğunu görmek beni memnun etti. Yeni halini eskisine kıyasla daha çok sevmiyorum, halen bir seçim yapamam.
Ortaya daha sonra çıktığı üzere Nova’nın asistanı sırrın açıklanmasından sonra hocasını etkisiz hale getirmiş ve ipleri kendince ele almıştır. Asistan Jim’in de aklını kaybetmesi uzun süre almaz ancak sebepleri çok başkadır.
Serinin bu ikinci Last Order kısmının temellerinden birisi Alita’nın ona geçmişte hayatını riske atarak yardım eden Lou adlı bilgisayar operatörünü kurtarmak istemesinde yatmaktadır. Lou idam edilmiş ve görünüşe bakılırsa beyni uzaya uzanan bir asansör vasıtasıyla belirsizliğe gönderilmiştir.
Alita peşinden gitmek ister. Bu sırada Desty Nova hayata geri döner (açıkça belirtmem gerekirse Nova tam anlamı ile ölümsüzlüğe oldukça yakındır) Alita onu öldürmenin mantıksızlığını çoktandır kabullenmiştir. Nova elinde bir kutu ve Salem üretimi üç Alita kopyası ile çıka geldiğinde Alita’ya dostluk eli uzatır. Ona Lou’nun beynini bulması için yardım edecektir ancak koşul olarak Nova ile asansöre biner ve yukarıya çıkarsa bunu yapacaktır.
Bu aşamada okur engin bir kurgu ile ilk kez yüz yüze gelir. Tamamen kapalı bir ütopya olan “Salem-Hurdalık” genişler ve tüm güneş sistemi ile karşılaşırız. Alita’nın Hurdalık da İdo tarafından bulunmadan önce kim olduğu, nereden geldiği, tekniğini kimden nasıl ve ne gibi bir süreç dâhilinde öğrendiğini merak eden okur tüm cevaplarına teker teker kavuşur.
Esasında bu yazının gerçekten uzun bir devamı bulunmaktadır. Last Order’a dair ilk 9 cilt için nasıl bir özetleme yaptıysam aynısını yaptım. Ancak bunu paylaşmayacağım çünkü yazdığım özetin spoiler içermemesi adına neresini kırparsam kırpayım anlatımında kopukluk oluşmakta.
Alita şaşırma faktörüne gerçekten çok bağlı olan bir manga değil. Buna rağmen bu incelemeyi okuyan en fazla bir kişi olsa dahi ve o bir kişi %1 olasılık ile seriye başlamaya karar verecek bile olsa onun aslında 20 yılı aşkın süre boyunca daha yeni açıklanmış gizemlere basitçe ve kolayca nail olmasını istemiyorum. Dediğim gibi bu tamamen bencilce ve hatta çocukça bir eylem gibi görünebilir ama Alita’nın yaşadığı savaşın aslında ne olduğunu anlatmak birkaç sayfaya sığmaz.
Öte yandan Salem ve Hurdalığın geçmişi tamamen ayrı bir mevzudur ve benim seri ile alakalı her ne kadar içinde Alita bulunmasa da en sevdiğim kısmını oluşturmaktadır. Okur İkinci serinin ortalarında bu arc ile karşılaşır. Serinin adının neden Last Order olduğunu bu aşamada öğreniriz. Bu dönem 1808 (kıyamet öncesi) Transilvanya Habsburg monarşisinde doğmuş Caerula Sanguis adlı sarışın bayan karakter hakkındadır. Caerula Sanguis bir anahtar karakter olmanın ötesinde, resmen bir kilit taşı, dönüm noktası ve Alita’dan sonra bence tüm seri için en önemli karakterdir. Caerula erken yaşında bir vampir haline gelmiştir ve ana vatanını terk ederek yüzlerce yıl yaşadığı Hong Kong’a yerleşmiştir. Burada Qİng-Long Wei-ji (yani mavi ejderha anlamına gelen) şeklinde yeni bir isim altında çin mafyası ile birlikte çalışmaya başlar. Çeşitli suikastlerin ardındaki isim olan Caerula Victor Byron ile karşılaşana kadar bu hayat tarzını bırakmaz. Victor’u çıplak eli ile yapacağı 10 hamlelik bir saldırının ardından öldürebileceğini hesaplar ancak dokuzuncudan sonra Victor yere yıkılmamış ama yıpranmış haldeyken Caerula’nın gururu gizli onuncu tekniği kullanmayı kabullenmez onu öldürmez. Victor da bir vampirdir. Victor’un eşi olur ve adını Vilma olarak değiştirir.
Kıyamet yaşanır ve İxchel adındaki meteor dünyaya düşer. İnsanlık yok olmaz ancak ilk darbenin ardından gelen sonsuz kış yıpratıcı ve daha yıkıcı olur. Vilma Victor ve birkaç vampir yol arkadaşları ile beraber sonsuz kar fırtınası içinde ve güneşsiz özgür göğün altında hayat kaynakları olan kanı aramak için şehirden şehre yürüyüş halindedir. Kullanılan arka planlardaki gökdelenlere bakarak bu şehirlerin Amerika kıtasında olduğunu var sayar çoğu okur.
Vilma zamanla hayata tutunmuş insan kolonilerinin peşinden gitmenin er ya da geç kendi sonları anlamına da geleceğini görmeye başlar. Onlar üretici değil birer parazittirler. Ancak Victor bunu görmek istemez, kendi sebepleri vardır ve kişisel yorumum Victor’un “Biz öleceksek onlar da bizimler gelirler” fikrini destekleyen teorisinin sağlam olduğudur. Victor insanlara güvenmez çünkü Vilma’dan ve gruplarındaki diğer her vampirden pek çok kat daha yaşlıdır. İnsanlar ile mutual bir ilişki içinde olmayı Victor’un seçenek dışı olarak görmesi Vilma’nın anlamakta güçlük çekeceği bir gerçektir ve hikâyenin geçtiği bölümün temeli bunun üzerine kuruludur. Bence bir siber punk da vampir bulunması şaşkınlık uyandıracak şeyler listesinde başlarda yer almakta. Buna rağmen Kishiro’nun gayet temiz bir iş çıkardığını düşünüyorum. Kesinlikle Vilma ve eşlikçileri ivedi durmuyorlar. Kurguya olan katkılarını geleneksel vampir duruşlarını bozmadan oldukça düzgün gerçekleştiriyorlar.
Ne var ki belki de dünya üzerinde sağ kalmış son aklıselim ve teknolojisi ile eserlerini korumayı başarabilmiş kendi kendine yeten insan kolonisine denk geldiklerinde geleceğin çizgisi çizilir. Vilma bir seçim yapmaya zorlanır, ya Victor ve insanlar ile birlikte kendi yakın yok oluşuşuna imza atacak ya da bir vampir olarak insanlığın kurtarıcısı olacaktır.
İnsanlık bu dönüm noktasında açılan bir gök ile mükâfatlandırılır. Malcizedek adlı Salem’in temel yapı taşını oluşturan quantum bilgisayarının inşası gerçekleştirilir ve insanlık yeni baştan serpilerek göklere ve oradan uzaya uzanan dev kulesini inşa eder. İnsanların lideri meteor çarptığında dünyanın ne kadar çaresiz bir hale gelmiş olduğundan ders almıştır ve mümkün olan en kısa sürede uzaya açılmayı kendine amaç edinir.
Vilma’nın seçimi, Victor ile olan kavgası, insanların liderleri ile olan alakası ve liderin ona yaşlandığı çok ileri yıllarda verdiği son emir “Last Order” tümü ile benim bugüne kadar bir manga da karşılaştığım en efsanevi trajedi ve tüyleri diken diken eden kurgudur. Vilma çok uzun yüz yıllar sonra Alita ile karşılaştığında bu son emri ona iletecek ve belki de benim de şu anda bilmediğim insanlığın gerçek kaderi belli olacaktır.
Manga’nın üzerinde durduğu sayısız başka karakter bulunmaktadır. Benim yazdıklarım sadece ana kurgunun iskeletinin bir gölgesinden ibaret ve seçtiğim resimler bile sadece Alita üzerine yoğunlaşmış durumdalar. Sayfalar boyunca sıkça rastlanan şiddet, kan, parçalanan robot parçaları, ardı arkası kesilmeyen ve bir kare de olup biten ölümler, çaresizlik ve rahatsızlık verici sahneler sizin damak zevkinize uygun ise Battle Angel Alita aradığınız mangadır.
Eğer ki aradığınız gerçek bir cyber punk ise, muazzam geniş ve ayrıntılı bir kurgunun peşindeyseniz, insanlığın tanımı ile ilgilenen bir psikolojik analiz istiyorsanız ve günümüz güçsüz veya sığ anime/manga karakterlerinden dem vuruyorsanız Gunnm tüm beklentilerinizin ötesinde bir hikâye olarak çıkacaktır karşınıza. Kişisel olarak benim favori mangamdır ve bunun ardından benim için 2. sırada Berserk adlı başka bir seinen gelmektedir. Umarım okumaktan en az benim yazmaktan aldığım kadar keyif almışsınızdır ve aydınlatıcı olabilmişimdir.













































ben bunun animesini aramış ama japonca seslendirmeyle bulamamıştım. acaba mangasını mı okusam değer mi filan diye düşünürken bu yazıyı yazman benim açımdan çok iyi oldu. hemen ilk cildi indirdim ve zevkle okudum. bunca zaman okumamış olmam yazık.
sonrasında olaylar nasıl gelişiyor, fikrim değişir mi bilmiyorum ama bana ilk ciltte doktor alita’ya kızı gibi davranıyormuş gibi geldi. hatta çocuğuna bir hayat tasarlayan ama sonunda onun karakterine saygı duyan ideal bir ebeveyn gibi.
biraz daha hikaye ilerledikten sonra yazını tekrar okumam daha anlamlı olacak gibi geliyor. sonra yine uğrarım bu sayfaya.
http://www.bakabt.com/149937-hyper-future-vision-gunnm-battle-angel-alita-h264-dbnl.html
Bu, Japonca ve İngilizce iki dublaj ve ingilizce alt yazı seçeneği olan sanırım bulunabilecek en temiz versiyonu. Ancak izlenmesini ilk 3 cildin okunmasından önce önermem. Hem farklılıklar taşıdığı hem de biraz soğutucu etki gösterdiği için böyle söylüyorum.
Okumaya başladığına sevindim. Umarım en az benim kadar seversin. Yazımın bir noktasında kesmen iyi olmuş. Önemli 2-3 spoiler var. En azından ilk 9 cildi bitirdikten sonraki fikrini almayı çok isterim.
Ben animesini bile çok seviyorum. Ne varki bir kaç ciltten ötesini okumaya fırsat bulamamıştım. Yazın cidden iyi etki etti ve mükemmel bir resimli anlatım olmuş. Teşekkürler paylaştığın için.
Gel gelelim şu spoiler içerikli daha detaylı olan yazınıda yazının başında “spoiler içerir ve manganın yayınlanan tüm bölümlerini okuyanlar içindir” şeklinde belirterek yayınlasan iyi olur. Ben mangayı okuduktan sonra kesinlikle döner bakardım.
Okuduğun için asıl ben teşekkür ederim.
Öyle bir uyarıda bulunmadım çünkü bu bir inceleme, elbette hikayenin içeriğinden önemli dönüm noktalarını (bir iki tanesini söylemiş olabilirim) vermeden bahsetmek zorundayım yoksa ne gibi bir kurguya sahip olduğunu öğrenmek isteyenlere hiç bir şey veremem. Temin ederim ki yazdıklarımın potansiyel okurca görülmesi, manganın okunması sırasında hiç bir negatif etki yaratmayacaktır. Kaldı ki Last Order’ın neredeyse %1′ini, ilk serinin de %40 kadarını anlatabildim. Ancak en az bir kişi bile rahatsızlık duyarsa kendim ne düşünürsem düşüneyim bunu eklemeliyim (ekler).
Sen de bitirdiğinde fikrini umarım dönüp paylaşırsın. Last Order’ın şu son zamanlardaki hali nereye varacak merak içindeyim, tartışacak birilerinin olması hoşuma gider.
2 anime bölümünü ben de çok seviyorum ancak hani hikayenin fanı değilseler insanların ne gözle izleyeceklerinin de farkındayım ^^ Son olarak şöyle bir şey ekleyeyim:
Yok, bu yazın için demedim zaten. Buraya eklemeyeceğini söylediğin çok daha detaylı ve spoiler içerikli bir yazın daha olduğunu söylemiştin ya, ondan bahsettim. O yazıyı spoiler içeriği olduğunu belirterek mangayı okuyanlarla paylaşabilirsin blog’unda diye düşündüm.
Hmm anladım şimdi ne demek istediğini. Geri kalan kısım da bir bu kadar uzun, sonuçta Last Order ilk serinin boyutlarını geçmiş durumda şu anda bile. Blog’a öyle çok sık elle tutulur anime/manga girişi yapamıyorum, gelecek için malzemem kalsın biraz. Zaten beni en çok etkileyen kısmını yazdım peşin peşin ^^
Umarım gelecekte, mangayı okuduktan sonra o yazınıda okuma fırsatımız olur diyelim o zaman.
Böyle detaylı, dolu dolu yazılar fazla bulunmuyor zaten. Bir içten sağolsun blog’unda güzel yazılar paylaşıyor.
Tekrardan ellerine sağlık bu yazı için…
evet ilk kısmı bitirip geri döndüm ve tüm yazıyı okudum. zaten yazının bir başını bir de sonunu okumuştum ilk başta ve son 2 paragraf iştahımı kabartmıştı. cidden bayıldım, last ordera da devam etmek istiyorum. salem ve hurdalığın kapalı bir sistem gibi görünmesi bende bir huzursuzluk yaratmıştı, last order’da karşıma çıkacaklar için epey heveslendim bu yüzden. sonunu ben de beğendim açıkçası ama biraz aceleye gelmiş, sıkıştırılmış gibi hissetmedim de değil. yalnız last order’da figure yok demen beni kahretti, epey sevmiştim o karakteri. bu manga cyberpunkı neden çok sevdiğimi bir kez daha hatırlattı bana, o kirli, karanlık atmosfer beni çekiyor ve “kötü yaşam şartları” ilkesi bu türdeki tüm eserlerin kendi siyasi, sosyolojik yapısını kurmasına yol açıyor, sömürü ilişkisi mutlaka esere dahil oluyor.
Last Order’dan başlarken ne beklediğimi anımsıyorum “nasıl devam ettirebilir ki? Asansörü ve üstünde ne olduğunu anlatacaktır, ne kadar dramatik bir devam beklemeliyim?” gibi sorular sordum kendime. Gerçekten çok absurd kurgu unsurları var ara sıra (özellikle minimalist marslılar ve meatcarver venusluler kopardılar beni) Ancak bu durum nasıl oluyorum bilmiyorum, daha güzel yapıyor her şeyi. Beni tam anlamı ile şaşırtmayı başardı pek çok zaman. Halen Alita’nın geçmişi ile ilgili son güncel bölümlerde dahi bazı gizemler hakimiyetlerini koruyorlar.
Karanlık hava gittikçe yerini umutsuzluğa, ardından da insan olmanın temellerine yaslanmaya başlıyor. Eminim beğeneceksin ilk seriyi beğendiğine göre.
Tek kusuru “inanılmaz” yavaş ilerlemesi. Ben Haziran 2010′dan beri volume 15′in sonrasını bekliyorum yeni tankabonu çıksın da okuyayım diye.
2010 Haziran ayından beri süregelen uzun bekleyiş sona erdi. 101. bölüm asla gelmeyecek sanıyordum çünkü Yukiyo Kishiro’nun yayıncısı ile problemleri vardı. 22 Mart 2011, görünen o ki her şey hallolmuş çünkü şu anda battle angel alita: last order 101. bölümün rawlarına bakmaktayım :3 Bugün kutlu bir gün.
bkz: “Have you ever battled so hard that you angeled?”
Çok güzel bir inceleme ile karşılaştığım için ve özellikle bu Alita olunca gerçekten gözlerim kamaştı…
Ne zamandır bende birilerinin acaba bu Alita’yı ne zaman sevebileceklerini düşündüğüm çok oldu!
Demek ki sevenler varmış. Bende bu ikinci sezon nitelikli olan mangasını inşallah çevirmeyi başarırım da gönlümde rahata ermiş olurum. Artık bunu göreceğiz.
İyi Çalışmalar
Hatta seninle Alita hakkında konuşmak da isterim açıkçası
turkcraft.com’daki ilk kısım çevirisi genelde isabetli ve düzgün. Eğer sizin işiniz ise kutlarım. Tabi ki konuşmak isterim, zaten hakkında konuşmak istediğim ve bundan keyif aldığım anime ve mangalar hakkında ‘özellikle’ başlık açıyorum. Tabi bunu http://nihbr.in çatısı altında yapmak isterim ^^
Aslında buradaki commentleri kapatsam mı ne.