Üzerinde pek çok defa düşündüm ve yıldan yıla fikrimin değiştiği oldu, bir liste yaptım. Büyük olasılıkla tekrar değişecektir ancak hani öyle dramatik farklılıklar oluşacağını zannetmiyorum bu saatten sonra. Genelde insanlar animelist’e, anime forumlarına vb gibi sosyal anime fikir paylaşım alanlarına bu tip yorumsal yazılar eklerler. Ben de bir ara yaptım ancak eskiden (anime-manga ile derinlemesine tanışıklığımın oluşmasından 3-4 sene sonraydı) yaptığım ilk ciddi Top listesine baktığımda gülüyorum. Belki bundan on yıl sonra geri baktığımda bu yazıya da güleceğim. 80′lerde giydiklerine fotoğraflarda bakıp gülen orta yaş insan psikolojisi diyorum ben buna kendimce. Listeyi yaparken, tür, uzunluk, seri/film ayrımı, bir serinin bağımsız parçası oluşu, ilk yayın tarihi ve diğer insanların o anime ile ilgili ne düşündüğünü tamamen hesaba katmaksızın gönlümden geçtiği gibi yaptım. Başlarken listenin normal bir fan listesi olmadığını söylemeliyim. Yazdıklarım bende en çok iz bırakmış animelerdir:
1- Baccano
Baccano’yu anlatmak bir labirenti anlatmaya benzer. Tüm kıvrımlarını, duvar uzunluklarını ve göz aldanmalarından bahsedilmeden giriş ile çıkış arasını getiremezsiniz. Sadece anime olarak da değil, Rhohgo Narita’nın orijinal eseri olarak da harika bulduğum bir hikayesi vardır. Baccano’yu kendisi kılan orijinal esansını seviyorum, gizem perdesinin kalkmamaktaki inatçılığı ve eğlence faktörü onun kendisini sattıran yanları. Yine çok sevdiğim başka bir anime ve Narita’nın eserlerinden bir başkası olan Durarara!! ile olan ilişikliği, karakter tasarımları, kurgusu, orijinal esprileri ve dramatik diğer faktörler onu benim için en değerli anime haline getiriyor. Profesyonel roman yazarlığı benim en büyük hayalimdir ve Baccano benim yazmak istediğim gibi bir hikayedir.
2- She and Her Cat
Kanojo to Kanojo no Neko 5 dakikalık bir OVA’dır. Makoto Shinkai’nin bir arkadaşına hazırlattığı soundtrack’i dışında tamamen kendisine ait olan bir çalışmadır bu, kedinin seslendirmesi de kendisine aittir. Bence gerçek mutluluğu anlatan nadir şeylerden “O ve kedisi”
Beş dakika olmasına rağmen o kadar çok şey anlatıyor ve bittiğinde insanı dolduruyor ki eğer onu ikinci sıraya kondurmaz isem kendimi çok kötü hissederim. Basit ve temiz.
Animasyonun kalitesi ve anlatış biçimi bir kenara sadece müziğini bile başka bir yerde duyduğunuzda sizi etkileyebiliyor. Güzel yani, “sen sevdiğin anime” dendiğinde baccano dan sonra aklıma ilk bu gelir.
3- Kara no Kyoukai
Kara no Kyoukai’ye nasıl başladığımı hatırlamıyorum. AnimeTake forumlarında PuzzyPhuny adında bir kullanıcı vardı galiba, onun izlediği her şeyi izlemeye karar verdiğim bir dönem olmuştu ^^ iyi de etmişim sanki. Type MOON ürünlerinin en değer verdiğim serisidir Garden of Sinners. Pek çok alternatif sona ve kurgu şemasına sahip olsa da 7 bölümlük serinin konu aldığı şema beni en çok etkileyendir. İzlemesi rahat bir hikayesi yok ve bu bence tek eksiği olmak ile beraber sahip olması gereken karanlık atmosferi destekler nitelikte bir gizem oluşturuyor. Karakter tasarımları Takashi Takeuchi’nin elinden çıkma olan Kara no Kyoukai gördüğüm en akıl dolu sanatsal anime çalışmalarından birisidir.
4- Serial Experiments Lain
Çoğu insan onu ilk sıraya koyacağımı düşünür. Belki de koymalıyım ama yapamam. Gerçek şu ki Serial Experiments Lain ile ilgili konsept, kurgu, anlatılmak istenen ve işlenişi, sahne bütünlüğü, izleyici seçiciliği ve diğer ağır faktörler bana göre pastanın kek kısmı. Olmazsa olmazlar ve “hmm, pasta yedim ve pastaya doydum” demenizi sağlarlar. Ancak hepsi bir yana konulduğunda geriye Lain, yani krem şanti ve çukulata kalır. Lain’i karşılıksız sevemeyen birisi S.E.Lain’i sevebilir ama ancak bir anime olarak bakar tüm olup bitene. Yoshitoshi ABe eğer her şeyi yanlış yapmış olup ama Lain’i yine doğru yapsaydı kurgu ve yan ürünleri yine de satabilirdi.
Benim S.E.Lain ile ilgili en çok huşu duyduğum şey aslında sadece animeyi izleyen insanların olan bitenden tam olarak haberdar olmamaları. Hiç biri Lain’in aslında kim olduğunu, gerçekte nasıl bir yaşamı olduğunu bilmiyor. Bilen birisi ile karşılaştığımda da sokakta karşılaşmış önceki günün gizli toplantısından tanışık iki elegant kimse gibi gülümseşerek kafa sallıyor ve yolumuza devam ediyoruz. Bu hissi seviyorum.
5- Genius Party: Baby Blue
Genius Party dahice bir çalışmadır. Genius Party Beyond ile devamı geldikten sonra bir üçüncü derleme beklemeli miyim emin değilim ama umutluyum. Çünkü bu işler en iyilerin de iyilerinin ellerinden çıkan kısa filmler hep.
Hepsinin arasında öyle bir hikaye var ki, benim için diğerlerinden pek çok anlamda ayrılıyor. Shiniochiro Watanabe ve Yoko Kanno birlik yaptığında zaten kötü bir şey ortaya çıkması için bir tür negatif mucize gerekiyor. Baby Blue iki çocukluk arkadaşının birlikte geçirdikleri son gün hakkında. İnsanın aklı ile değil kalbi ile izlemesi gereken şeylerden biri.
Benim için daha kişisel bir anime kısa filmi. Yaşananlar bana geçmişi hatırlatıyor. Ermm… Tabi el bombalı kısım değil.
6- Clannad & Clannad: After Story
Ne diyebilirim ki? Akıl ile değil kalp ile izlenecek şeylerden biri daha.
Bebekler gibi hüngür hüngür ağlamayı bağımlılık haline sokan duygu yüklü bir animedir bu ama yeri geldiğinde en basit espri ile bile güldürür. Oldukça yüksek bir profili var, yani bileni ve duyanı çok. Düzgün kafa ile düşündüğümde gerçekten çok garip bulduğum kurgu hataları var ancak clannad lineer bir hikayesi olması istenmiş bir anime olarak yaratılmadı hiç.
Genelde visual novel’ların açığıdır bu. Anime uyarlamalarının eksikleri veya konu hataları olur. Orijinal iki seri bittikten sonra çıkartılan iki OVA dahil olmak üzere her şeyi ile çok seviyorum. After Story’nin kapanış videosu ve müziğine ne zaman rast gelsem aynı She and Her Cat etkisine maruz kalıyor ve uygunsuz bir mekandaysam bucak bucak uzaklaşıyorum.
Clannad ile ilgili bir arkadaşımın anısı da ayrı eğlencelidir. İş yerinde aralarda (!) izlemeye karar vermiş bunu zavallım. Ağlamak için koşarak ofis tuvaletine gittiği olmuş birkaç kez 5. bölümden sonra gelen her bölümde. Ushio’nun babası ile trende yaptığı konuşma ilelebet aklıma kazınmış anime sahnelerindendir.
7- Neon Genesis Evangelion
Bana göre anime tarihinin en kült karakterlerini ortaya çıkarmış olan şeydir Eva. İzleyen izlemeyen, okuyan okumayan herkes Shinji, Asuka ve Rei’yi bir yerlerde mutlaka görmüşlerdir. Ancak sanki “bu yıl kırmızı moda olacak” şeklinde bir doktrin uygulamasından öte, kendi kendini sevdirebilmiş bir animedir.
Aslında neden sevdiğimi anlatmakta güçlük çekiyorum. Galiba ilk izlediğimde o güne kadar gördüklerim arasında karşılaştığım en farklı animeydi. Mecha ama karakter analizli, dövüş var ama uzun değil hatta bir şekilde ortam şartlarına göre gerçekçi ve esaslı, yönetmenin bir şeyleri anlatmaya çalışmadığı ama anlatılanın kendini betimlediği garip bir ucubeydi işte.
8- Trigun
Hey gidi Vash the Stampede sen ne yüce gönüllü bir adamsın. Trigun tümüyle post apo türünün özelliklerini taşıyan ve eğlenceli başlayarak sonlara doğru ciddileşen bir anime. Herhalde bu sayfayı okuyup da onu bilmeyen birisi çıkmayacaktır.
Ben Trigun ile çok garip bir yolla tanıştım. Bir Enya fanıyımdır, yaptığı tüm işleri dinlemeye çalışırım. Tesadüfen onun olduğunu sandığım bir parçaya rastladım. Adı “Eden” di ve çok güzeldi. Ancak ters bir şeyler vardı, hissedebiliyordum, kaldı ki parçanın çaldığı video aslında bir Trigun AMV’siydi. Daha sonra parçanın Sarah Brightman’a ait olduğunu öğrendim gerçi ama tüm araştırma benim Trigun’ı izlememe vesile oldu. Eğer rastlarsanız mutlaka Eden adlı AMV’yi izleyin.
9- Kimi ni Todoke
Ah Sawako sen ne yüce gönüllü bir kı… bunu kullandım, ermm evet o harika birisi. Yanlış anlaşılan tüm insanlar için, boş yere çekinilen ve harika onca kız erkek için onun mutlu olmasını isterken buluyor kendisini insan. Kimi ni Todoke benim en çok sevdiğim shoujo animedir. Mangasını okumadım ve bu konuda aşırı baskı altına girdiğim bir dönem olmadı değil. Bir gün onu da yaparım belki, ikinci sezon başladı ama benim gönlüm halen ilk sezonda.
Her şey Sawako’nun gönlünce olsun ^^
10-Maria†Holic
Maria Holic insanı güldürmekten geberten cinsten. Tamamen her konuda, herhangi bir sahnede, herhangi karakterler ile herhangi ağırlıkta bir espriye maruz kalabileceğiniz keskin bir komedi animesi.
Kanako Miyamae’nin başına gelenler, hayattan beklentileri, cinsel tercihi ve tercihi doğrultusunda alakadar olduğu insanlar tümüyle şairane komiklikte.
“Nasıl cüretkar, hızlı ve keskin espriler ile bezeli, görsel niteliği aslında türünden beklenmeyeceği şekilde üstün, orijinal bir anime yapılır 101″ dersi gibi.
Maria Holic benim için değerli çünkü bugüne kadar başka hiç bir şey beni bu denli güldürememiştir. Belki daha komik ve eğlenceli başka animeler vardır ama izlediğim dönem bana ilaç gibi gelmesini bildi.
Bu Top10 dışında çok sevdiğim o kadar çok anime var ki saymakla, anlatmakla bitmezler. Haruko’dan, Celty’den, Batusai’dan, Lawliet’den, Clare’den, Setsuna’dan, Ginko’dan, Haruhi’den, Arjuna, Henrietta, Yui’den ve nice diğerinden bahsedebilirim ancak kısa ve samimi tutmak istedim. Belki şu anda yazıyı yazarken bile daha önce öncelik vermek istediğimi anımsadığım ama an itibari ile unuttuğum animeler vardır. Satoshi Kon’dan hiç bir şey koymadığımı fark eden olursa diye söylüyorum peşinen; onun yeri çok başka. Not: Miyazaki de yok, zaten baştan söyledim “normal bir liste değil”, ölünce değerlendiririm (type: joke mode off)
Şimdilik listem galiba böyle olmalı (20 Ocak 2011 Perşembe)






Sevgili Nihbrin…
Animeleri anlatış tarzın kendimle konuşuyormuşum izlenimi veriyor… Sonra “Hayır” diyorum, “Sen bu denli iyi bir animeci hiç olamadın, narsistin önde gideni sus.” Ne diyeyim incelemelerin gerçekten muhteşem. Analizlerine tümüyle katılıyorum. Verdiğin bilgiler için de teşekkür ediyorum :3
Sevgili Sensee
Ben bunu yazmayı bitirdikten sonra, “Fazla kişisel oldu galiba, resimlerini verip geçmiş gibi görünecek” diye düşünmüştüm. Yeterince ayrıntılı şekilde neden sevdiğimi ve sevilmesi gerektiklerini anlatabilmiş olduğuma sevindim.
yazıyı hı-hımm hı-hımm diye kafamı sallayıp onaylayarak okudum çünkü listeni aşağı yukarı tahmin edebilirdim sanırım (sadece kimi ni todoke hayatta aklıma gelmezdi) zevklerini genel hatlarıyla anlayabildiğimi sanıyorum ve kendi zevklerimle uyumlu buluyorum. önerdiği animeyi tereddütsüz izleyeceğim tek insan sensin.
İlk hazırlarken Kimi ni todoke ile azumanga daioh arasında kaldım ve 9′u boş bıraktım. 10.yu düşünüp “evet maria olmalı” dedikten sonra “iki tane komedi fazla” diye devam ettim ve “peki o zaman maria’yı ve Kimi ni Todoke’yi daha çok sevdiğime göre azumanga, unckeck!” şeklinde sonlandırdım yargımı.
Büyük isimleri koymadığım için bir an kendimden şüphe ettim ancak her oscar için çekilen filmin aslında herkese hitap etmemesi gibi bazen en büyükler de geride kalabiliyorlar kişisel listelerde ^^
Saol, ben de senin önerdiklerine ve anlattıklarına henüz izlemediysem/okumadıysam mümkün mertebe el atıyorum.