Yeterince gelişmiş bir teknoloji büyüden ayırt edilemez Arthur C. Clark Ayaklarının altında kanlar içinde yatan insanın yüzünde kaybetmişliği gördü. Yaralı, hasarlı, güçsüz ve yitik son insandı. Kendisi gibi değildi, çaresizdi.
‘Duvar’ Kategorisi için Arşiv
Çadıra giren habercinin bir kolu yerinde değildi ve adam kanlar içindeydi. Buna rağmen ağzından çıkan iki kelime ile tüm çadır sessizliğe büründü. Kur-onhi idi söylediği iki kelime. Ortak dilde kara iblis anlamına gelirdi ve Dobargon ülkesinin insanlarının mitlerinde en çok korkulan şeytani tanrının elçilerinden birisini simgelerdi.
Bir yaz sonu akşamıydı, sonbahar yakındı. Ilık bir güneş renklendiriyordu hâlâ, gökyüzünü. Çayırlar yabancı, altın gibi, bir ışıkla parıldadı ve vadilerden indi, gecenin yumuşak pusu. Bir sesin tınısı duyuldu havada, çobanı yerinden kalkmaya iten.
“Ne kadar uzağa atlayabiliyorsun?” diye sordu Ozethreth’in arkadaşı Daleon heyecanla. Daleon tapınağın avlusunda yerleri süpürürken merdiven basamaklarını onar dokuzar tırmanarak çıkan arkadaşını görünce şaşırmıştı.
Malchizedek genç rahibe, o farkında olmasa bile, çok önemli bir soru yöneltti. “Bir elin her şeye kadir olduğunu nasıl bilirsin?” Sorunun cevabını oğlana hiç öğretmedi. Hiçbir rahip adayına öğretilmezdi, kendi cevaplarını bulmalarını istenirdi. Ancak bu oğlan özeldi. Ozethreth ile ilgili çok fazla havada kalan yorum vardı.
Sıradanlık çizgisinin ötesine düşmüş bir benliğin karşılaştığı yeni anlamsızlıkları kabullenmesi ile başlamış bir yolcuktu aslında olup biten. Bilinmezliğin gölgesinde kalan anılar bir çift parlak yeşil gözün dikkatinden kaçmadılar.
Ozetreth karmaşık mizaçlı bir büyücüydü. Bunun başlıca sebebi kimilerine göre birden çok kişiliği memnuniyet ile taşıması ve her birinin bir ötekinin kendilerine has güçlerinden yararlanmasıydı. Hiçbir meslektaşı Ozetreth ile yollarının çakışmasını istemezdi. Ozetreth’in, geçmişi nereye dayandığı bilinmeyen, eski bir davranışı vardı, büyücülerin belli şeyleri yapmasını sevmez ve bunlara katı yöntemler ile engel olurdu.
Hadrhune şok halindeydi. Bedeninin kontrolünü bıraktığında Tengu az daha yere düşecekti. Dönüp Alice’e baktı ve onun merak içindeki bakışları ile karşılaştı. “Hadrhune ona anlatmalıyız.” Dedi düşüncelerinde. Hadrhune sessizdi ama bu uzun sürmedi. Alice’e doğru sözlerini sakınmadan gördükleri her şeyi anlattı.
İkili ne kadar zamandır kendilerini kapattıklarından tam emin olmadıkları kilerden kafalarını çıkardıklarında etrafın olması gerektiğini düşündüklerinden daha sessiz olduğunu fark ettiler. Kiler köyün en büyük evinin altındaydı. Birilerinin onları izliyor olabileceğini bildikleri için çok da şüphe yaratmadan sessizce oradan ayrılmaya karar vermişlerdi ama kimseler yoktu.
Bölüm 17 “Sen kimsin?” dedi karanlığa. Karanlık sessizdi. Karanlığın bir yüzü yoktu ama konuştu. “Ben senim, ya da artık öyleyim”. Doğruyu söylediğini biliyordu ama bu gerçekliğe inanmak güçtü. “Neden bırakmadın, ölümü neden inkâr ettin?” dedi üsteleyerek. Karanlık sanki düşündü ve ardından cevapladı. “Benim için bir fedakârlık yaptın.



